Bir Kurtuluş Savaşı Güncesi ve Atatürk Kurtuluş Savaşında Şiiri » Oğuzhan Karaburgunun Sitesi



Bir Kurtuluş Savaşı Güncesi ve Atatürk Kurtuluş Savaşında Şiiri

     Bir Kurtuluş Savaşı Güncesi ve Atatürk Kurtuluş Savaşında Şiiri /Arş.Gör.Oğuzhan Karaburgu

     Yayım Yeri: A R A Y I Ş L A R, YIL:10, SAYI:19, 2008, s.29-37.

     Başlangıcından günümüze pek çok değişiklikler yaşayarak ama her defasında kendisini yenileyerek coşkun bir ırmak gibi akıp gelen Türk şiirinde kimi şairler, şiirleriyle ekol olmuş, kimi şiir ırmağının mecrasını değiştirmiş, kimi de sürüp gelen akıntıya kendini teslim ederek Türk şiir tarihinde yerini almıştır. Türk şiirinde zirvede olmasa da yamaçlarda yer edinmiş şairlerden birisi de Cahit Külebi (1917-1997)'dir.

     Baskın olarak 1940 sonrası Türk şiiri içerisinde memleketçi şiir geleneğine dahil edilen Cahit Külebi, Adamın Biri (1946), Rüzgâr (1949), Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952), Yeşeren Otlar (1954), Süt (1965), Şiirler (1969), Türk Mavisi (1973), Sıkıntı ve Umut (1977), Yangın (1980), Bütün Şiirleri (1982)ve Güz Türküleri (1992) olmak üzere çok sayıda şiir kitabı yayınlamıştır. Müstakil olarak onüç bölümlük bir şiirden oluşan Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952) şiir kitabı da bu kitaplardan birisidir. Atatürk Kurtuluş Savaşında şiir kitabı sadece bir şiirden oluşmasının dışında modern bir destan denemesi olmasıyla da farklılık arzeder.

     Bu yazıda ele alınacak olan şiir, bölüm bölüm yorumlanarak tahlil edilmeye çalışılacak ve sonunda genel bir değerlendirme yapılacaktır.

    Atatürk Kurtuluş Savaşında (Külebi 1994: 163-179) şiiri onüç bölümden oluşan destansı uzun bir şiirdir. Esas itibarıyla şiir Atatürk ve onun istiklal yolunda vermiş olduğu mücadelenin kronolojik aşamalarını konu edinir. Cahit Külebi pek çok şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de "memleket" teması etrafında duygusal bir ton ile şiirini kurar. Onüç bölümden oluşan şiirin her bir bölümü birbirini tamamlayan bir yapı içerisinde kurgulanmıştır. Şiir ayrı bölümler halinde yapılandırılmış olsa da bir iç nizamın varlığı gözlerden kaçmaz. Özellikle Atatürk'ün Kurtuluş Savaşında verdiği mücadelenin kronolojik bir sıra takip etmesi ve şiire bir bütünlük içerisinde konumlandırılması bu iç nizamı kuvvetlendirmiştir.

     Cahit Külebi'nin Atatürk Kurtuluş Savaşında şiiri daha önce Rüzgâr (1949) isimli kitabında yer alan Atatürk'e Ağıt (Külebi 1994: 110-11) şiirinin genişletilmiş ve geliştirilmiş halidir. Atatürk'e Ağıt şiirinin pek çok mısra ve biriminin Atatürk Kurtuluş Savaşında şiirinde tekrar edildiğini görmekteyiz.

     Bir Kurtuluş Savaşı Güncesi ve Atatürk Kurtuluş Savaşında Şiiri

     Onüç bölümden oluşan şiirin birinci bölümü büyük kompozisyonun giriş kısmını oluşturur ve bu bölümde genel bir memleket panoraması çizilir. İkinci bölümden onikinci bölüme kadar olan kısım şiirin gelişme bölümünü oluşturur. Gelişme bölümünde vatan coğrafyasının ve bu coğrafya üzerinde yaşayan insanların içerisine düştüğü yoksulluk ve ümitsizlik; Atatürk'ün milli mücadeleye başlaması, kongreler süreci, savaşlar ve düşmanın yurttan atılması anlatılır. Oniki ve onüçüncü bölümler sonuç bölümüdür ve burada Atatürk'ün başarı ve zaferle sonuçlanan mücadelesine, yurdu kalkındırmak adına giriştiği inkılâplarına yer verilmiştir. Sonuç bölümünü minnet duygularının beslediği övgüler şekillendirir.

     Şiirin birinci bölümü üç beşlik, üç dörtlük ve bir ikilik birimlerden meydana gelmiştir. Şair şiirin bu birinci bölümünde Edirne'den Ardahan'a genel bir memleket panoraması çizmektedir. Memleketin her köşesinin kendine has bir güzelliği ve huzuru barındırdığı ifade edilmiştir.

     Şiir destansı bir eda ile yazıldığı için fiillerin işlevi hissedilir derecede dikkat çekmektedir. Zira anlatılan bir mücadele ve bu mücadeleyi veren liderin aksiyonudur. Bu hissi pekiştirmek adına şiirde fiillere sıklıkla yer verilmiştir.

     Birinci bölümde "akar, uçar, kalkar, bakar..." gibi fiillerle şiirde verilmek istenen aksiyon sağlandığı gibi bu fiillerle bir başka işlev daha yerine getirilir, o da: vatan coğrafyasının kendine has bir iç nizam ile günlük hayatını sürdürmekte olduğu, tarihin, zamanın akmakta olduğudur. Özellikle akıcılığı vurgulayan "çeşme, deniz ve sel" kelimelerinin seçilmiş olması manidardır ve hayatın akmakta olduğu düşüncesini desteklemektedir. Bu bölümde isimleri zikredilen şehirler de dikkat çekicidir. Edirne, Ardahan, İstanbul, Samsun ve İzmir şehirleri özellikle de son üç şehir Milli Mücadele için önem arzeden şehirler olmuştur. Edirne ve Ardahan vatan coğrafyasının sınırlarını belirtmek için kullanılmıştır. İstanbul yıkılmakta olan imparatorluğun başkenti olması ve milli mücadelenin önünde en büyük engellerden biri olarak durmasıyla Kurtuluş Savaşı günlüğünde önemli bir yer işgal eder. Samsun'un cihanda benzerine rastlanmayacak bir istiklal hareketinin başlamasına ev sahipliği yapmış olması ve İzmir'in de düşmanın yurttan kovulmasının bir simgesi konumunda bulunması şiirde bu şehirlere yer verilmesinin esasında gerekçesini de ortaya koymaktadır.

     Şiirin ikinci bölümü üç dörtlük ve bir mısralık bir yapı halinde kurulmuştur. Toplamda onüç mısradan oluşur. Bölümün hemen başında "Bir gün kara bulutlar göklerimizde konaklamıştı" (s. 167) ifadesine (epigrafa) yer verilir. Bu bölüm ile onüç bölümlük şiirin -genel kompozisyon içerisinde değerlendirilirse- gelişme kısmına geçmiş olmaktayız. "Kara bulutların göğümüzde konakladığını" ifade eden ön mısra, şiirin devamında bize "kara" olan haberler verileceğini sezdirmektedir.

     Bu bölümde yurdun zorlu savaşlarla insan varlığını tüketmekte olduğu ifade edilmektedir. "Yaralı, hasta ve yorgun askerler" (s. 167) bu tabloyu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. İnsanın tükenişi, beraberinde utancı getirmektedir. Cepheye gidenin gelmediği, gelenin yaralı, hasta ve yorgun oluşu her manada bir tükenişi resmetmektedir. Özellikle geride kalanların, anaların durumu, devam etmekte olan hayat akışında kesintilerin, durgunlukların yaşandığını göstermektedir:

     "Tarlalar kadar, ırmaklar kadar durgun analar" (s. 167)

     Bir önceki bölümde akan hayat ve onu temsil eden su bu bölümde durulmuştur. Çünkü hayat pınarının akışı kaybedilen savaşlarla sekteye uğramıştır. Birinci bölümdeki huzur ve iyimser hava yerini bu bölümde kara ve karamsar bir havaya bırakır: Kara perdeler örtüktür, akşam olmuştur, hastalık, yorgunluk ve durgunluk hüküm sürmektedir. Bütün bu olumsuz tablonun içerisinde "yurda toplanıyordu sağ kalan yiğitler ve kalanlar anayurtta toplanıyordu" ifadeleri ileride başlayacak amansız bir mücadeleyi haber vermektedir. Aynı zamanda bu mısralar karamsar tablonun içerisinde ümit telkin eden mısralardır. Şair, şiirin bu bölümünde ilerleyen bölümlerde çözümleyeceği bir düğümü de atmış olur.

     Üçüncü bölüm dört dörtlükten oluşur. İkinci bölümde kullanılan "kara bulut" imajı bu bölümde de devam eder. İkinci bölümde daha çok mecazi olarak kullanılan "kara bulut" imajı bu bölümde gerçek manasında kullanılır. Fakat bu kullanıma zıt bir anlam yüklenmiştir. Genel olarak kara bulutlar yağmurun habercisidir ve yağmur da bereketin...

     "Gökyüzünde kara kara bulutlar!

      Harmanlar çürüdü yüzünüzden!" (s. 168)

     mısralarıyla esasında bereketi, bolluğu getiren yağmurun istenilenden, arzu edilenden çok olması ile yarardan çok zarar getirdiği ve harmanları çürüttüğü anlatılmak istenmiştir. Şair, bu bölüm boyunca kişileştirdiği "bulut" etrafında çeşitli benzetmelere devam etmektedir. Bulut kişileştirilerek düşmana benzetilmiştir. Bu düşman bulut, "denizlerimizi kirletmiş, tarlalarımızı sürülmez hale koymuş, davarlarımızı sütten kesmiş, bebelerimizi öksüz bırakmış, harmanlarımızı çürütmüştür..." İkinci bölümdekine benzer bir düğüm bu bölümde de atılır:

     "Bir gün gelir hesabını sorarız

      Buralarda durmayın. " (s. 168)

     Düşmana sorulacak bir hesaptan bahsedilmesi ileriye yönelik bir beklentiyi ifade etmektedir.

     Dördüncü bölümün başında ikinci bölümde olduğu gibi ama bu sefer iki mısralık bir ifade (epigraf) vardır:

     "Ne bulutlar gitti, ne göklerden bir haber geldi.

      Bu sefer de millet padişahlara seslendi. " (s. 169)

      Üçüncü bölümde kişileştirilmiş bulutlarla yapılan bir konuşma vardı. Orada kara bulutların başımıza getirdiği felaketler sıralanırken bunun hesabının da sorulacağı ifade edilmişti. Davetsiz bir misafir gibi gelip musallat olan ve bize pek çok felaket getiren kara bulutlarla konuşmanın müspet bir netice vermemesi üzerine dördüncü bölümde, yoksul millet, bu sefer ümitle padişaha seslenir:

     "Biz yoksul bir milletiz

      Gözlerimizde solgun ışıklar yanar.

      Nasılsa yenilmişiz bir kere

      Ama uzun sürmez o kadar!

      Biz yüce umutları umut etmişiz kendimize

      Gerdeğe girmedik kızlar, tüy gibi çocuklar,

      Yiğitler, ihtiyarlar,

      Bu toprak için yaşıyoruz!

      Yol verin bize!" (s. 168)

     Bu bölümde yoksul bırakılmış millet, yenilgiyle neticelenen savaşlar sebebiyle bütün ümidini yitirmiş bir halde ülkeyi yöneten padişaha seslenmektedir. Bu toprak üzerinde yaşayan "tüy gibi çocuklardan, gerdeğe girmedik kızlara; yiğitlerden ihtiyarlara" kadar herkesin umutları tükenmiştir. Bu umutları tükenen yoksul millet "nasıl olsa yenilmişiz, nasıl olsa her şeyimizi kaybetmişiz, bundan öteye kaybedeceğimiz bir şey yok" demekte ve padişahtan "yol istemektedir". İş başa düşmüştür. Göklerden kesilen ümit, padişahtan da kesilmektedir.

     Bir dörtlük ve iki beşlikten oluşan bölümün son beşliği birinci bölümün son beşliği ile aynıdır. Bu yapı şiirin bölümlere ayrılmış olsa da bir iç nizamla birbirine bağlı olduğunu gösteren başka bir delildir. Aynen tekrarlanan beşlik şiirin bütünlüğünün devam etmekte olduğunu göstermektedir.

     Beşinci bölüm şiirin en kısa bölümüdür. Bir dörtlük ve bir ikilikten kurulmuştur. Yine bölümün başında üç mısradan oluşan bir kısım vardır. Burada yer alan "Kemal Paşa derler bir yiğit vardı" mısraı şiirin tonunu destan-masala yaklaştırmaktadır.

     Yoksul millet ümidini artık Mustafa Kemal'e bağlamıştır. Bu bölümde Mustafa Kemal'den yurdu kurtarması istenmektedir. Zira o, "yenilmez yiğit ve şanlı komutan"dır. Mustafa Kemal'den çöllerde bile olsa gelmesi istenmektedir. O, bin kere yurdumuzu kurtarmıştır. Burada Atatürk'ün Çanakkale'de gösterdiği üstün başarı hatırlatılmaktadır.

      Altıncı bölümde yoksul milletin çağrısı adresini bulmuştur ve Mustafa Kemal'in cevabından önce kendisi gelmiştir. Üç üçlük, bir beşlik ve dörtlükten oluşan bölümde Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışından Erzurum Kongresine kadar olan süreç anlatılmaktadır.

     Altıncı bölüm şiirin genel kompozisyonu içerisinde coşkun bir söyleyişe geçildiği bölümdür. Bundan sonraki bölümler hep bu coşkun anlatım çerçevesinde Mustafa Kemal'in yaptığı savaşlar, kongreler ve inkılâplara ayrılacaktır. Daha önceki bölümlerde yer alan karamsar ve kötü tablo Atatürk'ün hem tarih sahnesine hem de şiirin sahnesine çıkması ile dağılacaktır. Şair, kurtuluş hareketine uygun bir tarzda coşkun bir anlatımı yeğleyecektir.

      Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışına insan dışı nesnelerin insan gibi sevinç ve ümitle eşlik ettiğini görmekteyiz: tayfalar gibi, kayık, çapar ve takalar da Mustafa Kemal'e selam durur. Geminin bacasından çıkan dumanlar yoksul milletin kaygılardır ve bacadan çıktığı gibi bu kaygılar dağılmaktadır. Samsun limanına atılan demir, demir değil anayurdu kucaklayan ve onun kurtuluşunu sağlayan Atatürk'ün kollarıdır. Denizin hırçın dalgalarında da kişileştirme devam etmekte ve dalgalar ayağa kalkarak Atatürk'e mücadelesinde omuz vermektedir.

     Yedinci bölüm iki dörtlük ve bir ikilik mısralardan oluşur. Bu bölümde Atatürk'ün Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaptığı ifade edilir. Atatürk'ün bu onurlu mücadelesinde yoksul millet onu yalnız bırakmamıştır. Analar, bacılar yollara dökülerek cephane taşımışlardır. Daha önceki bölümde olduğu gibi bu bölümde de ırmaklar, dağlar, ağaçlar Atatürk'e eşlik etmiş, onu mücadelesinde yalnız bırakmayarak ona destek olmuşlardır. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı mücadelesine denk bir coşku şiirin bu bölümünde de kendini göstermektedir.

     Sekizinci bölümde şairin nazarları Türk Milletinin ayırıcı vasıflarına yönelmiştir. Bu bölüm üç dörtlükten meydana gelir. Birinci dörtlükte Türk Milletinin savaş sanatını iyi bildiği ve bu alanda kimseye akıl soracak durumda olmadığı belirtilmeye çalışılmıştır. Türk Milletinin savaş meydanında bileğinin bükülmediği ve başının öne eğilmediği ifade edilmektedir. Şair tarafından arka planda, Türklerin savaş meydanlarında bileğini kimsenin bükemediği ama düşmanların ancak masa başı oyunlarıyla bu milleti mağlup ettiklerine bir gönderme yapıldığını da söyleyebiliriz. İkinci dörtlük memleketimizin tabiat güzelliklerine ayrılmış ve bu topraklara yaban ayağının basamadığı söylenmektedir. Son kıta ise Atatürk nezdinde Türk Milletinin kendisini tutsak etmek isteyenlerin fermanlarına aldırmadığı vurgulanmaktadır. Bu kıtada geçen "Davranı da deli gönül davranı!" mısrasındaki ifade tonu destan ve halk şiiri geleneğine yaslanmaktadır. Anlatımın duygusal tonuna eşlik eden bu ifade tarzı şiire daha dinamik bir yapı katmaktadır.

     Dokuzuncu bölüm tamamen İnönü'de savaşan Türk Ordusuna ve bu orduyu bağrından çıkaran Türk Milletine ayrılmıştır. Mısra tekrarlarına sıklıkla başvurularak bir savaş havası oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu bölümde Türk ordusunun mensuplarına, onların kullandığı kılıçtan fıtratlarına değin coşkun bir anlatımla övgüler dizilmektedir. Türk'ün kullandığı kılıcı yapan, ona su veren usta sadece kılıç yapmaktaki maharetini değil hakkaniyet, yiğitlik ve sevgi gibi erdemlerini de konuşturmuştur. Bu sebepledir ki bütün iyi hasletlere sahip olan kılıç ve kılıç sahibi, düşmanı kahredecek ve yurdunu işgalden kurtaracaktır. Halk şiirlerindeki koçaklama tarzı eda ve destansı söyleyiş bu bölümde de devam etmektedir.

     Vur ki anam babam, vur ki kardaşım!

     Hayın düşman yurdumuzu almaya! (s. 174)

     Bir önceki bölümde verilen övgülere onuncu bölümde yenileri eklenir. Bu bölüm tamamen Türk Ordusunun övgüsüne ayrılmıştır. Süvarisi, Piyadesi, Topçusu teker teker anılır ve övülür. Türk ordusu olduğu müddetçe Türk Milletinin de hayatını sürdüreceği ifade edilmektedir. Zira milletin güvencesi ordusudur.

     Şiirin onbirinci bölümü düşmanın bozguna uğratıldığının ve yurdu terk etmeye başladıklarının ifadesi olan "Düşman koymuş meydanları kaçıyordu" mısrası ile başlar. Sırasıyla Atatürk'ün ve komutasındaki ordunun önce Sakarya zaferini sonra da İzmir'den düşmanın denize dökülmesini gerçekleştirdiği anlatılmaktadır. Türk ordusunun bu savaşta gösterdiği üstün gayret ve azim zaferi getirmiştir. Ama zafer kolay kazanılmamıştır. Geride

     "Alnı sargılı, kolu sargılı, boynu sargılı

      Ahmetler, Bekirler, Aliler

      Mahmutlar, Kâzımlar, İsmailler" bırakmıştır.

     Şiirin bu bölümünde yurdun kurtarılma macerası içerisinde önemli bir yer işgal eden "silahlı mücadele" faslına nokta koyulur. Atatürk'ün Samsun'a çıkması ile başlayan mücadele düşmanın İzmir'de denize dökülmesi ile neticelenir. Bundan sonraki kalan iki bölüm Atatürk'ün ilke ve inkılâplarına ayrılır.

     Onikinci bölüm şiirin en uzun bölümlerinden biridir ve Atatürk'ün savaş sonrası verdiği kültürel mücadeleyi konu alır. Atatürk yaptığı her inkılâp ile övülür. Onüç bölümlük şiirin başından beri vurguladığımız kompozisyonunun sonuç kısmını oniki ve onüçüncü bölümler oluşturur. Atatürk artık silahlı mücadeleyi kazanmış bir kumandan kimliğinden sıyrılarak ülkesinin kalkınmasını sağlayan bir önder olarak tanıtılmaya çalışılır. Şiirin belki de en zayıf kısmı bu onikinci bölümdür. Şair övgülerinde çok suni kalmıştır. Seçtiği kelimeler ve ifade tarzı maalesef şiirin devam etmekte olan destansı havasını zedelemiştir. Neyse ki onüçüncü bölüm onikinci bölümde kaybedilen coşkuyu tekrar yakalar ve şiirin etkili bir şekilde bitirilmesini sağlar.

     Şairin bütün şiirlerinde beslendiği ana kaynak olan Halk şiiri geleneğinden bu şiirinde de faydalandığını görmekteyiz. Yer yer coşkun bir anlatımın yakalanması, şiirde anlatılanlarla bütünlük oluşturmuştur. Şair, şiir boyunca çeşitli mısra yapılarından oluşan birimler kullanır. Bu birimler büyük oranda şiirin aksiyonuna eşlik eder ve dinamikliği sağlamada önemli rol üstlenir. Kimi şiirlerinde hece veznini kullanan şair burada herhangi bir vezin kullanmamıştır. Onüç bölümlük şiirin her bölümü müstakil olarak kafiyelenmiş ve mısra yapılarında bir biçime özgü kurallar işletilmemiştir.

     Veznin sağlaması muhtemel olan ahenk, veznin dışında kelime ve ses tekrarlarıyla sağlanmaya çalışılmıştır. Şiirde kuvvetli bir ritm ve ahenkten bahsedebiliriz. Şiirin birinci bölümünde "a-r" sesleri hissedilir derecede ahenge katkıda bulunmaktadır: "kadar, uçar, akar, var, haram, bakar, sokakları, çarparlar, takalar, mavnalar, bilyalar, kalkar, yar, sokar, kokar." Yine aynı bölümde "deniz ve kız" kelimelerinin yerleri değiştirilerek tekrarlanması ritm ve ahenk sağlamak adına başvurulmuş bir başka örnektir:

     "İzmir'in denizi kız, kızı deniz

      Sokakları hem kız, hem deniz kokar" (s. 165)

     Şiirin hemen hemen bütün bölümlerinde bu türden ses ve kelime tekrarlarına rastlamak mümkün: İkinci bölümde "gelip geçiyordu"; üçüncü bölümde "Gökyüzünde kara kara bulutlar"; dördüncü bölümde "yetiş bize, doldur"; altıncı bölümde "selam durdu, değil"; yedinci bölümde "selam gibi"; sekizinci bölümde "var"; dokuzuncu bölümde "aşk olsun, vur"; onuncu bölümde "bizim"; onbirinci bölümde "veryansın etti, sargılı", onikinci bölümde "sana borçluyuz", onüçüncü bölümde "biz seni hatırlarız".

     Cahit Külebi, şiirinin ayırıcı vasıflarından biri olan halk/konuşma dili ve söyleyişinin (Çetişli 1998: 239) unsurlarından bu şiirinde de sık sık istifade etmiştir: "Bebe, hayın, kardaş, ılkım, amma, yeğin, hay babam, uğruna katmak." Şair, şiirinde deyimleri de kimisini ufak değişikliklere uğratarak, kimisini de aynen kullanmıştır: "Yol vermek, yüreği kan ağlamak, görecek iş, sütü kesilmek, hesap sormak, haber salmak, baş eğmek, anasından doğduğuna pişman etmek, peşlerinden yetmek."

     Cahit Külebi'nin özellikle bu şiirinde şiiri yazış amacıyla doğrudan ilgili olarak destan ve halk hikâyesine has söyleyiş tarzını taklit ettiğini de görmekteyiz. Şiire dinamiklik katmak düşüncesinin yanı sıra Atatürk'ün bir destan kahramanı gibi anlatılıyor olması da şairi bu tür bir söyleyişe yöneltmiştir: "davranı da deli gönül davranı", "davullar zurnalar döğende", "binip trene gezende", "bizim topçumuzun narası hay babam hay".

     Şairin bu şiirinde sapma olarak niteleyebileceğimiz tabii kullanımın dışında ferdi bir kullanışı ifade eden kelimeler de olmuştur: "Suyundan faydalattı", "ulusallığımızı öğrettin"

     Şair, Atatürk Kurtuluş Savaşında şiirini modern bir destan niyeti ile yazmıştır. Fakat şiir, destan gibi uzun soluklu bir ilham ve şairlik kudreti gerektiren hasletlerden mahrum kalmıştır. Ahmet Kabaklı'nın da dikkat çektiği üzere "Burada söyleyiş gür ve etkili değildir. Hayaller, mecazlar geniş ve parlak değildir...Bunlar, destan iddialı bir eser için zayıflık sayılır. " (Kabaklı 1991: 123)

     Attila İlhan'ın sert bir şekilde değerlendirdiği gibi bu şiir, gerçekten destanda olması gereken pek çok unsurdan uzak olmasının yanında halis bir şiirde olması gereken unsurlardan da çok uzaktır: "Bir şâir ki sosyal, tarihî ve millî bir probleme herhangi bir fikrî birleşime varmadan yanaşır; bir şâir ki, bu problemi defalarca tekrarlanmış bir ana image'le deyimlemeye çalışır;bir şâir ki şiirinde ne bir yenilik getirebilir ne de değişik düzenler kurabilir;eserinde alelâdelikler, fukaralıklar sıralanmıştır;elbette onun eseri bir şaheser olamaz;hatta doğru dürüst eser sayılamaz ya, siz ille şaheser olmasında ısrar ederseniz, alelâde bir şaheser olur."(İlhan 1983: 195'ten aktaran; Çetişli 1998: 206 )

     Cahit Külebi, Atatürk Kurtuluş Savaşında şiiri ile ne bütünüyle Atatürk'ü ne de onun Kurtuluş Savaşındaki mücadelesini arzu edilen düzeyde şiirleştirebilmiştir. Atatürk Kurtuluş Savaşında, yer yer yakalanan ahenk ve destansı havanın dışında yavan, tarihi ve kültürel arka plandan yoksun bir şiirdir.

      Kaynakça

      Çetişli, İsmail (1998), Cahit Külebi ve Şiiri, Akçağ Yay., Ankara.

      İlhan, Attila (1983), Gerçeklik Savaşı, Yazko Yay.,İstanbul.

      Kabaklı, Ahmet (1991), Türk Edebiyatı, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., C. IV, İstanbul.

      Külebi, Cahit (1994), Bütün Şiirleri, Adam Yay., 7.b., İstanbul. (Yazı boyunca alıntılar kitabın bu baskısından yapılmıştır.)

Benzer Yazılar

Yorumlar

Yorum Yazın

Yorum yazarken Türkçe imla kurallarına uyarsanız sevinirim.


Arama
Beni yukari isinla