Postmodern Anlatılarda Zaman

                                                                         Postmodern Anlatılarda Zaman / Arş. Gör. Oğuzhan Karaburgu
     (Yayımlandığı Yer: Hece (Postmodern Özel Sayısı),Haziran-Temmuz-Ağustos 2008, S.138-139-140,s.363-367)
     Zaman, pek çok bakımdan insanın ve insanlığın "meselesi" olmuş bir kavramdır. İnsan zihni zamanı tanımlamak, anlamak ve ona hükmetmek için sürekli bir çaba içerisinde olmuştur. İlk çağlardan günümüze kadar hemen hemen her asırda zaman algısı değişmiş ve bu değişik algılar da insanî bir üretim olan sanatta kendini göstermiştir. Platon-Aristo geleneğinde parçalanmaz mutlak bir güç olarak görülen zaman, Newton'da mekândan ayrı düşünülmesine rağmen parçalanmazlık düşüncesinin dışında yer almaz. Einstein ise süre gelen zaman anlayışını görecelilik kuramıyla temelinden sarsar. Bergson ve Witgenstein, kendi zamanlarına kadar fizik bilimi çizgisinde devam eden anlamlandırmalara metafizik perspektifi ilave ederler[1]. Farklı disiplinlerin kapsamı alanındaymış gibi görülen zaman kavramı sanat eserlerinde de yorumlanmaya ve anlamlandırılmaya çalışılır. Esasında bilimin "meselesi" olmuş pek çok konu, sanatkârlar tarafından ele alınarak bir prizmadan yansıyan ışıklar gibi yeni ufuklara taşınmıştır. "Bu bağlamda, 20. yüzyılın ilk onyıllarında Prag'da Bayan Fanta'nın evindeki kültür/sanat toplantılarına katılan Franz Kafka'nın, bu toplantılarda buluşlarını doğrudan Einstein'ın kendisinden dinleme olanağı bulduğunu"[2] söylemeliyiz. Franz Kafka'nın romanlarındaki zaman kullanımının Einstein'ın fikirlerinden izler taşıdığını söylememiz herhalde yanlış olmaz.
     Destandan günümüz romanına kadar zaman algısı ve kullanımı farklılık gösterir. Destan ve türevi eserlerde adeta bir zorunluluğun ifadesiymiş gibi önemi göz ardı edilerek blok halinde verilen zaman, romanda önemli bir yer işgal eder. Kronolojik sıralamadan, iç-içe geçmiş, sırası değiştirilmiş, hatta üst üste bindirilmiş zaman kullanımları romanın yüzyıllarca devam eden serüveni içerisinde kendine yer bulur. Klasik romanlardan postmodern anlatılara değin zamanın kullanımının değişen suretleri temelde toplumcu, cemaatçi anlayıştan bireyci anlayışa doğru bir değişim süreci yaşar.
     Anlatma esasına bağlı edebî eserler genel ayırıcı vasıfları ile kurgusaldırlar. Bu metinlerde zaman, vak'a zamanı, anlatma zamanı, yazma zamanı ve okuma zamanı olmak üzere dörde ayrılır[3]. Bu tür eserlerin incelemesinde vak'a zamanı, anlatma zamanı ve kısmen de yazma zamanı dikkate alınır. Yazma zamanı ve bilhassa okuma zamanı ancak edebî bir incelemenin dışında farklı değerlendirmelere (sosyolojik olabilir) ulaşılmak istenirse dikkate alınacak zaman kullanımlarıdır.
     Anlatma esasına bağlı eserleri değerlendirmede kullanılan bu temel zaman tasnifine ek olarak anlatma zamanını artsüremsel, önsüremsel, eşsüremsel ve katılımsal[4] olmak üzere alt birimlere de ayırabiliriz.
     Zaman kullanımı yazarın inisiyatifi doğrultusunda şekillenir. Bu bir nevi yazarın zaman karşısındaki tavrı ve ona yüklediği mana ile ilgilidir. Klasik romanlarda giriş-gelişme-sonuç üçlemesine sadık kalındığı görülür. Olaylar bir zaman diliminde başlar, gelişir, serpilir ve bir sonuca bağlanır. Bu tarz kullanım kronolojik, takvimsel bir uygulamadır[5]. Yazar, zamanda atlama, özetleme ve genişletme gibi tasarruflarda bulunur. Özetleme ve atlama bir noktadan sonra zorunlu görünse de genişletme bir tercihtir. Genişletme, modern romanlarda sıklıkla gördüğümüz bir zaman kullanımıdır. Geriye dönüş ve ileriye atlamalarla seyyal bir özellik arz eder.
     Klasik/modern, modernist ve postmodernist romanlardaki zaman kullanımı ana hatları ile şöyle ifade edilebilir: "On dokuzuncu yüzyıl anlatılarında pozitivist felsefeye uygun olarak daha çok düz-çizgisel zaman şemaları ve sebep sonuç ilişkilerine yaslanan kurgulamalar egemen olurken, modernist anlatılarda zaman birey psikolojisiyle, postmodernist anlatıda ise dille bağlantılı olarak kurgulanır."[6]
     Konumuzun sınırları dolayısıyla detaylarına giremediğimiz postmodern öncesi anlatma esasına bağlı metinlerdeki zaman kavramı için konuyla ilgili kitaplara bakılabilir[7]. Burada verdiğimiz giriş mahiyetindeki bu bilgiler postmodern anlatılarda yer alan zaman kullanımına gelinceye değin zaman algısının nasıl bir serüven izlediğini kısaca göstermek içindi.
     Postmodernizm terimi 1960'larda New York'taki sanatçılar ile eleştirmenler arasında ortaya çıkmış, 1970'lerde Avrupalı kuramcılar tarafından geliştirilmiştir[8]. Özellikle Jean François Lyotard'ın Postmodern Durum[9] isimli eseri postmodernizmin nasıl bir yol izlemesi ve nasıl algılanması gerektiğini gösteren bir yol haritası olmuştur.
     Mimariden sosyolojiye, felsefeden edebiyata kadar pek çok alanda varolan sınırları zorlayan, sarsan ve yerine sınırsızlığı, belirsizliği ikame etmeye çalışan postmodernizm, tanımlanmaktan, sınıflandırılmaktan da uzak bir görünüm sergiler.
     Romanın diğer unsurlarında olduğu gibi zaman konusunda da postmodern anlatılarda kategorize edebileceğimiz, sınırlayıp tanımlayabileceğimiz kesinlikte bir zaman anlayışı yoktur. Hatta incelemek için kullanacağımız yaklaşımlar bile modern metinleri tahlil etmekte kullandığımız yöntemlerin pek dışında olmayacaktır. Zira postmodernizmin "ne olduğu" değil daha çok "ne olmadığı" noktasında kendini ifade edişi, postmodern eserleri incelemek için belli başlı kural ve yöntemlerin olmayışını da beraberinde getirmiştir.
     Postmodern eserlerdeki zaman kullanımını ancak modern eserlerdeki (post ön eki ile birbirlerinden ayrılan iki kelimeyi bu bağlamda düşünmek yanlış olmasa gerek) zaman anlayışını ortaya koyarak karşılaştırmalı bir şekilde izah edebiliriz.
     Sevim Kantarcıoğlu, romanda modernizmin, Tanrısını kaybetmiş çağdaş batı insanının gerçeği ve Tanrı'yı arayışının tecrübesi olduğunu ifade eder[10]. Bu arayış realist ve natüralist çizgide devam etmiştir. Modern romanı bir bütün olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Zira İsmail Çetişli'nin modern dönemin romanını modern ve modernist roman olarak ayrımı yerindedir. Modern roman özde realizm ve natüralizmin gerçek ve insan anlayışını, yapıda ise geleneksel/klasik roman formunu benimser[11]. James Joyce, M. Proust, F. Kafka gibi isimlerin yazdığı modernist roman ise kendisinden önceki roman anlayışları ile bağını hemen hemen kopararak postmodernist romanı müjdeleyen özellikleri ile dikkat çeker. Burada mukayesede kullanacağımız modernist romandan ziyade modern roman olacaktır.
     Öncelikle postmodernist düşünürler zamanı kendi düşünceleri çerçevesinde tartışır, anlamlandırmaya çalışırlar daha sonra da postmodernist yazarlar bu zaman anlayışını eserlerine uygulamaya gayret gösterirler. Lacan'a göre zaman çizgisel değildir. Ona göre zamansallaşma şimdinin sürekli tekerrüründen ibarettir. Zaman ve zamanın geçişi konusunda Bergson'un zamanın durée (süre) olduğu fikrini Deleuze de paylaşır. Bunun anlamı şudur: Bir uzay ölçüsü olmak yerine, zamanın hareketi, bilinçli ilgideki değişmeleri temsil eder. Başka bir söyleyişle geçmiş, bir zaman ufku arkasında kaybolan bir şey değil, daha çok, önemini bir ölçüde yitirmiş bulunan şimdidir. Zaman bir çizgiden çok, bir önemli dönemler kolajından ibarettir. Bütün bu anlar ‘genişleyen şimdi' diye adlandırılabilecek şeyde varlık kazanırlar ve bu nedenle, onlardan herhangi biri tematik olabilir. Genellikle varoluşçular diye atıfta bulunulan bir yazar kalabalığı ile birlikte Luhmann'a göre de zaman geçmiş-şimdi, şimdi-şimdi ve gelecek-şimdiden oluşur[12]. Bu yüzden postmodern metinlerde zaman hep sürekli bir şimdiler dizisi içinde parçalı olarak ele alınır. Bu metinlerde geçmiş ve gelecek hep şimdide bir adımda geçilecek ve içinden çıkılacak bir algı çerçevesinde ifade edilir.
     "Postmodern metnin zaman kurgusu, modern metin kurgusundakinin aksine, insanlık tarihinin sonradan belirlediği gün, ay, yıl ile ifade edilen takvimsel zaman kurgusunun dışında, bazen bunların birbiriyle harmanlandığı karmaşık bir zamandır."[13]
     Modern mantık ve metin algılayışı bakımından takvimsel zaman vazgeçilmezdir[14]. Fakat postmodern metinlerde zaman parçalanır ve öznelleştirilir. Bu öznelleştirme mantıksal zaman dizgesini bozar ve belirsizliği güçlendirir. Zamanın sınırları sürekli aşılmaya çalışılır. "Post-modern yazarlar çizgisel akışı kasten ihlal ederler. Hikayeler ‘kendi üzerlerine katlanır ve sonun başlangıç olduğu ortaya çıkar, bu da sonsuz bir döngüselliği (recursivitiy) beraberinde getirir."[15]
     Postmodern anlatı olarak dikkat çeken iki metinden ve bu metinlerdeki zaman kullanımından burada bahsetmemiz yerinde olacaktır. Fehmi K'nın Acayip Serüvenleri'nde[16] aktüel zaman bir günlük bir zaman dilimini içine alır. Bir günlük zaman dilimi içerisinde yaz sabahı başlayan anlatı bir kış gecesi biter. Postmodern metin yapısına uygun olarak bu anlatıda zaman öznelleştirilmiş, parçalanmış ve değiştirilmiştir. Yine bu anlatıda Sartre'ın 1938'de yazdığı Bulantı isimli eser, Hilmi Yavuz'un Fehmi K'nın Acayip Serüvenleri'nin yazılma zamanında yazılmış gibi zamanda kayma yapılarak değişime uğratılır. Burada eseri yazandan esere konu olana kadar pek çok "bilinen" bilgi ters yüz edilmiş olur. Zaman anakronistik bir tarzda ele alınarak postmodern anlatıların zaman anlayışı da ortaya konulmuş olur.
     Hasan Ali Toptaş'ın Bin Hüzünlü Haz[17] isimli romanında ise farklı zaman katmanlarının üst üste bindirildiğini görürüz. Burada zaman saatlerle ölçülebilen bir zaman değildir. Don Kişot'la tinerci çocuklar, ortaçağ kentlerini andıran bir yer ile alışveriş merkezleri, banka şubeleri ve gökdelenler yan yana aynı zamandadırlar. Bir zamandan diğerine bir adımda geçilir. Bu postmodern eserlerdeki "zamanının kesintisiz bir şimdiler dizisi içinde parçalanması"ndan[18] başka bir şey değildir. Zaman modernist yazarlarda olduğu gibi bireysel bir duyuşun ifadesidir. Bu duyuşta dakika, saat, gün, ay ve yıl herkesçe kabul edilen sınırlarında değildir. Bu zamanı duymak ve duyurmak için yazarın dakika ve saatlere ihtiyacı yoktur. Tabiat ve unsurları zamanı ifade için başka bir dil olarak kullanılır:
     "Öyle ki, zaman kimi zaman gölgesini denize bırakmış, kocaman, kasvetli bir dağ olarak çıkıyordu artık karşıma. Kimi zaman hışımla inen bir deli yağmur olup gövdemi tepeden tırnağa sırılsıklam ıslatıyor, kimi zaman insanın bakışlarını aydınlığıyla geri püskürten bembeyaz bir kar halinde birikip bütün yollarımı kapatıyor, kimi zaman da uğul uğul uğuldayan uçsuz bucaksız bir orman kılığına girip beni ısrarla derinliklerine, o uğultuların gitgide sessizliğe dönüştüğü ıssız yerlere çağırıyordu. Hem de, derinliklerinin gözükmeyişinden oluşmuş, gizli bir dille... "[19]
     Zaman, anlatmaya dayalı metinlerin temel unsurlarındandır. Hatta ne ölçüde ele alınırsa alınsın (detaylandırılsa da, asgari seviyeye indirilmeye çalışılsa da) bu metinlerin vazgeçilmezidir. Destan, halk hikâyesi, masal gibi başlangıç türlerde göz ardı edilen, nerdeyse yerine getirilmesi bir zorunluluk noktasında yer verilen zaman blok halindedir. Klasik romanlarda önemi anlaşılan zamanın kronolojik çizgide ele alındığını görürüz. Modern romanlar kronolojik anlayışı devam ettirir. Modernist romanlarla birlikte zaman, Tanrı ve gerçek arayışında olan batı insanının buhranlarının ve yabancılaşmasının ifade vasıtası olur. Modernist romanının "iç zamana" yaptığı yolculuk en önemli karşılığını postmodernist roman ile bulur. Postmodernist roman kendi zamanına kadar gelen ve kabul gören kronolojik zaman kullanımını, takvimsel zamanı reddeder. Jale Parla'nın ifadesi ile "yirminci yüzyıl romanı saatin tiktaklarına savaş açmış bir roman"[20] olur. Postmodern romanda pek çok unsur gibi zaman da büyük oyunun bir parçası olarak ele alınır ve bu çerçevede üst üste bindirilir, silikleştirilir ve bireyselleştirilir.
     Bilimle dirsek temasını devam ettiren sanat, ileride ortaya çıkabilecek yeni anlayışlar çerçevesinde kuşkusuz kendine düşen payı alacaktır. Postmodernden önce var olan zaman algısı postmodernden sonra da devam edecek, yazılacak romanlarda da uygulama sahası bulacaktır.
-------------------------------------------------------------------------------
[1] Mehmet Tekin, Roman Sanatı (Romanın Unsurları) I, Ötüken Yay., İstanbul, 2001, s. 107-108.
[2] Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yay., İstanbul, 2002, s. 27.
[3] Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yay., Ankara, 1991, s. 117-118.
[4] Zeynel Kıran- Ayşe Eziler Kıran, Yazınsal Okuma Süreçleri, Seçkin Yay., Ankara, 2000, s. 202-208.
[5] Postmodernistlerin Derrida'dan alarak modern kronolojik zamanı küçümsemek için kronofonizm kavramını kullandıklarını da hatırlatalım.
[6] Jale Parla, Don Kişot'tan Bugüne Roman, İletişim Yay., İstanbul, 2003, s. 248.
[7] Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yay., Ankara 2001.; Roland Bourneur-Réal Quellet, Roman Dünyası ve İncelemesi, (Çev. Hüseyin Gümüş), KTB Yay., Ankara, 1989.; E. M. Forster, Roman Sanatı, (Çev. Ünal Aytür), Adam Yay.,İstanbul, 1985.; İsmail Çetişli, Metin Tahlillerine Giriş/2 Hikâye-Roman-Tiyatro, Akçağ Yay., Ankara 2004.; Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemi, Ankara 2006.; Mehmet Tekin, Roman Sanatı (Romanın Unsurları 1), Ötüken Yay.,İstanbul 2001. Ayrıca şu iki makaleye de bakılabilir: Şaban Sağlık, "Kurmaca Âlemin Kurmaca Sözcülerinden Romanda Zaman-Mekân-Tasvir", Hece, (Türk Romanı Özel Sayısı), Mayıs-Haziran-Temmuz 2002, S. 65-66-67, s. 130-163. ; Mehmet Narlı, "Romanda Zaman ve Mekân Kavramları", Balıkesir Üni. Sosyal Bilimler Dergisi (Journal of Social Sciences) Mayıs 2002, C.5., S. 7, s.91-106.
[8] Madan Sarup, Post-Yapısalcılık ve Postmodernizm, (çev. Abdülbaki Güçlü), Bilim ve Sanat Yay., Ankara, 2004, s. 188.
[9] Jean-François Lyotard, Postmodern Durum, (çev. Ahmet Çiğdem), Vadi Yay., Ankara, 1996.
[10] Sevim Kantarcıoğlu, Türk ve Dünya Romanlarında Modernizm, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 34.
[11] İsmail Çetişli, Metin Tahlillerine Giriş/2(Hikâye-Roman-Tiyatro), Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 43.
[12] John W. Murphy, Postmodern Sosyal Analiz ve Postmodern Eleştiri, Paradigma Yay., İstanbul, 2000, 147.
[13] İsmet Emre, Postmodernizm ve Edebiyat, Anı Yay., 2.b.,s. 287.
[14] İsmet Emre, "Altıncı Parmağın Romanı: Aylak Adam", Arayışlar, Yıl:6, S. 11, Isparta, 2004, s. 48.
[15] Pauline Marie Rosenau, Post-Modernizm ve Toplum Bilimleri, Ark Yay., Ankara, 1998, s. 124.
[16] Hilmi Yavuz, Üç Anlatı (Taormina, Fehmi K'nın Acayip Serüvenleri, Kuyu), 2.b.,Can Yay., İstanbul, 1995.
[17] Hasan Ali Toptaş, Bin Hüzünlü Haz, Doğan Kitap, 6. b., İstanbul, 2007.
[18] Madan Sarup, age, s. 189.
[19] Hasan Ali Toptaş, age, s. 69.
[20] Jale Parla, age, s. 264.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Yorum Yazın

Yorum yazarken Türkçe imla kurallarına uyarsanız sevinirim.


Arama
Beni yukari isinla