Mekânın Hikâyesi

MEKÂNIN HİKÂYESİ / YRD. DOÇ. DR. OĞUZHAN KARABURGU

 

                Tanzimat dönemi her bakımdan önemli bir dönemeçtir. Türk toplumu pek çok alanda değişim ve dönüşüm ile karşı karşıya kalır. Yaşanan bir medeniyet değişimidir. Bu değişim ve dönüşümün yaşandığı alanlardan birisi de sanat-edebiyat dünyasıdır. Bir medeniyet değişimi belki de hiçbir toplum ve devirde Tanzimat döneminde olduğu kadar edebî çevrelerde mayalanmaz. Medeniyet değişiminin lokomotif gücü edebiyatçılar olur. Dolayısıyla medeniyet değişikliğini yönlendiren ve yöneten edebiyat, kendisini ifade edecek yeni ifade şekilleri arayışında olur. Böylelikle yeni edebî türler edebiyatımıza girer. Bu türlerden birisi de modern hikâyedir.

                Anlatma esasına dayalı türler (roman, hikâye gibi), edebiyat sanatı içerisinde insanın kendisini daha geniş ve çok boyutlu anlatma ihtiyacını karşılamak için kullanılan birer araç olurlar. Romanın bir "ifşa" metni olarak değerlendirilmesi bu düşünce ile alakalı olsa gerektir. Roman ve hikâye gibi türlerin anlatım gücü keşfedildikten sonra bu türlerde verilen eserler çeşitlenmiş, zenginleşmiş ve zengin anlatım biçimleriyle desteklenerek gelişmiştir. Zaman, mekân, bakış açısı ve şahıs kadrosu gibi unsurlar roman ve hikâye gibi türlerde anlatımı destekleyen ve şekillendiren unsurlar olmuştur. Hiç şüphesiz "mekân" unsuru da bu türlerde önemli yer işgal eder.

                Mekân, anlatımın ve kurgunun çerçevesini çizdiği gibi ortaya konulan kurgusal metnin gerçekliğini de büyük ölçüde belirler.  Mekân, kurgusal metinde tek başına bir değer ifade etmesinin yanında diğer unsurları da tamamlayan, onların var olmasını sağlayan bir özelliğe sahiptir.

                Kurgusal metinlerde önemli bir yer işgal eden mekân ile ilgili 2011 yılında önemli bir çalışma yayımlandı. Yrd. Doç. Dr. Ayşe Demir tarafından yayımlanan bu çalışma "Mekânın Hikâyesi, Hikâyenin Mekânı, Türk Hikâyesinde Mekân (1870-1922)"[2] ismini taşıyor. Kesit Yayınlarından çıkan eser 504 sayfalık bir hacme sahip.

                Ayşe Demir'in kitabı, Prof. Dr. Hülya Argunşah danışmanlığında hazırlanan doktora tezinden mülhemdir. "Türk Hikâyesinde Mekân adını taşıyan bu çalışmanın konusu, 1870-1922 yılları arasındaki Türk hikâyeceiliğinde mekânın kurgu içerisindeki yeri ve bu ögenin olay örgüsü, kişiler, zaman ve diğer kurmaca ögeleriyle olan etkileşimidir." (s. 13). Kitap beş bölüm ve Önsöz, Giriş, Sonuç ve Kaynakça'dan oluşmaktadır.

                Çalışmanın I. Bölümü: "Hikâyelerde Görülen Mekân Türleri" ismini taşıyor. Bu bölümde 1870-1922 dönemi Türk hikâyesinde kullanılan mekân türlerine yer verilmiştir. Bu bölüm; iç mekân, dış mekân, kapalı mekân, açık mekân, burası başka bir yer, kapsanan-kapsayan mekân, karanlık mekânlar, aydınlık mekânlar, kadın mekânlar, çocukluk mekânları ve rüya mekânları  alt başlıklarından oluşur. Gaston Bachelard'ın Mekânın Poetikası isimli eserinden hareketle mekân türlerine olgusal bir bakış getirmeye çalıştığını söyleyen yazar, mekânın somut olmaktan çok soyut tarafını, insana dönük, insanla ilgili cephelerini ele almıştır.

                II. Bölüm, "Hikâyelerde Görülen Mekânların İşlevleri"ne ayrılmıştır. Bu bölümde; sahne olarak mekân, yardımcı olarak mekân, engelleyici olarak mekân, yönlendirici olarak mekân olmak üzere hikâyenin temel dört işlevi ele alınmıştır. Ayşe (Eziler) Kıran-Zeynel Kıran'ın Yazınsal Okuma Süreçleri isimli eserinin temel alındığı bu bölümde, hikâyenin dört temel işlevine odaklanılmıştır.

                Mekânın diğer ögelerle ilişkisinin incelendiği III. Bölüm  "Hikâyenin Diğer Ögeleri ve Mekân" ismini taşımaktadır. Bu bölümde; hikâyelerdeki olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman ve anlatım teknikleri ile mekânın kullanımı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Böylelikle edebî eser içerisinde mekânın yeri belirtilmeye çalışılmış ve diğer ögelerle ilişkisi ele alınmıştır.

                IV. Bölüm'de, "Nesneler Dünyası ve Mekân" başlığı altında, nesneler dünyasının kurgu içerisindeki görünümüne değinilmiştir. Böylelikle mekâna hem edebî eserin iç yapısından hem de dış çerçeveden bakılmış olunmaktadır.

                V. Bölüm'de ise "Hikâyelerde Görülen Mekânların Sosyal Olaylara Bağlı Olarak Değişimi" başlığıyla hikâyeye ve mekâna etki eden edebiyat dışı olarak değerlendirilebilecek tarihî, siyasî ve sosyal faktörler ele alınır. Bu bölümde; toplumu yansıtıcı olarak mekân, millî mekân kavramı ve millî mekânın sınırları, millî kimlik oluşturmada mekânın rolü, hikâyelerde yeni bir mekân olarak Anadolu gibi başlıklarla mekânın zamanla nasıl bir farklılaşmaya uğradığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu dönem yazarlarının eserlerini inandıkları davaların hizmetine vererek eserlerine kimlik oluşturmak gibi bir işlev de yüklemişlerdir. İşte bu noktada mekân-coğrafya algısı ortaya çıkmıştır.

                "Sonuç" kısmında ise yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlar ortaya koyulmuştur. Eser boyunca faydanılan kaynaklar da "Kaynakça"da verilmiştir.

                Bu çalışma vasıtasıyla görülmüştür ki modern hikâyenin başlangıcından Cumhuriyet'e gelen çizgide Türk hikâyesi büyük bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmenin en büyük göstergelerinden biri de mekânın da içinde bulunduğu unsurların önemsenmesi ve kullanımlarının belirli bir bilinç dairesi etrafında olmasıdır. Devrin şartları ile de bağlantılı olarak hikâyelerde mekân olarak ev sıklıkla tercih edilmiştir. Ev sadece bir mekân olarak değil aynı zamanda "aile" gibi toplumsal bir olguyu da ele alacak şekilde kullanılmıştır. Dolayısıyla eve dönüş ve evden kaçışlar hep aileye dönüş ve aileden uzaklaşmak algısı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu yüzden mekân olarak ev,  dış dünyadan korunulan bir sığınak ve sığınılacak bir yer şeklinde ele alınmıştır. Korunma ve sığınma aynı zamanda mahremiyeti de beraberinde getirir. Mahremiyet ise kadınla ilişkilendirilir. Dolayısıyla kadının mekânı iç mekân yani evdir. Mekân diğer taraftan hafızayı da temsil eder. Bireysel ve toplumsal hafıza hükmünü mekânda yaşatır. İnsanın yaşadığı olumlu ve olumsuz her şey mekânla hatırlanır. Mekân, millî kimliğin oluşturulmasında kimi zaman araç kimi zaman da amaç olarak ele alınır. Yurttaşlık bilinci, coğrafya ve vatan algısı mekân ile oluşturulur. Mekân olarak Anadolu'nun keşfedilmesi de Türk hikâye yazarı için bir başka ufuk olmuştur.

                Bu çalışma ile hem hikâye türünün unsurlarından biri olan mekâna dair teorik bir perspektif getirilmeye çalışılmış hem de Türk modern hikâyesinin teknik açıdan katettiği mesafe ortaya konulmaya çalışılmıştır.

                Ayşe Demir'i bu kıymetli çalışmasından dolayı kutluyor, bu alandaki çalışmalarını sürdürmesini temenni ediyoruz.

                Ayrıca Kesit Yayınlarını da tebrik ederiz. Ayşe Demir'in doktora tezi örneğinde olduğu üzere uzun ve yıpratıcı bir süreç sonunda ortaya konulan yoğun bir emek ürünü olan doktora tezlerini üniversite kütüphanelerinde tozlanmaya bırakmadan ilim âlemine kazandırdıkları için.

 



[1] Ayşe Demir, Mekânın Hikâyesi, Hikâyenin Mekânı, Türk Hikâyesinde Mekân (1870-1922), Kesit Yay., İstanbul 2011, 504s. 

Benzer Yazılar

Yorumlar

Yorum Yazın

Yorum yazarken Türkçe imla kurallarına uyarsanız sevinirim.


Arama
Beni yukari isinla