Ütopik Roman ve Bir Ütopya: 1984 » Oğuzhan Karaburgunun Sitesi



Ütopik Roman ve Bir Ütopya: 1984

     ÜTOPİK ROMAN VE BİR ÜTOPYA: 1984

     (Yayım Yeri:Mai, Dil-Edebiyat Kültür Dergisi, S.4, Ekim-Kasım-Aralık 2009, s.40-45.)

     Edebiyatın en yaygın ve değişikliklere açık türü olan roman, her geçen asırda karnını biraz daha şişirerek ve içine hemen hemen bütün sanat dallarının uzuvlarından alarak genişlemeye ve gelişmeye devam ediyor. Bu büyük külçeyi bir bütün olarak ele almak ve incelemeye çalışmak maalesef artık imkânsızlaşıyor. İmkânsızlaşıyor, çünkü her geçen gün yeni bir muhteva ve teknikle yazılan romanlar çıkıyor ve roman anlayışına yeni cepheler açıyor. Yeni romanlar artık "yeni tür romanlar" demek anlamına geliyor.

     Romanları işledikleri konulara, takdim tarzlarına veya maksatlarına göre adlandırmak mümkün.[1] Bu adlandırmalara alt başlıkları da ilâve edince epeyce kabarık bir roman türleri tablosu ortaya çıkıyor. Burada hepsini izah edecek değiliz. Ama genel bir sınıflandırma vereceğiz.

1. Aşk romanı

2. Bilim-Kurgu roman

3. Egzotik roman

4. Fantastik roman

5. Macera romanı

6. Nehir roman

7. Psikolojik roman

8. Sembolik roman

9. Sosyolojik roman

10. Tarihî roman

11. Tezli roman

12. Ütopik roman v.b.

     Bunlara edebî akımlara göre ayrılan birkaç romanı da ilâve edersek bu liste uzayabilir. Sübjektif ve belirli bir kritere dayanmayan bu isimlendirme için nihâi bir karar yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken romanları zorla bir takım gruplara dahil etmek değil ince farkları tespit edip öyle bir isimlendirme yapmaktır. Bu roman sınıflandırmalarına farklı bir açıdan bakan Roland Bourneur ve Réal Quellet, şu dikkate değer değerlendirmeyi yapmaktadırlar: "... Çevre (kır romanı, şehir romanı, egzotik roman), muhtevâ (düşünce romanı, gelenek romanı, psikolojik roman), teknik (mektupla roman, günlük romanı, itiraf romanı) gibi kendi türü içinde bölümlere ayrılan çeşitli roman türü sınıflandırmaları yapmak mümkündür. Netice olarak her roman türü kendi içinde kendine has bir alt tür oluşturur.

     "Objektif kritere dayanmayan roman türleri ile ilgili sınıflandırma, gereksiz olarak yapılmış bir iş olma durumuna düşer: Roman türü sahasında sınıflandırması yapılan sistemlerin sayısı kadar tarihçi de vardır. Ancak sınıflandırmalar sayesinde yaklaşık bir takım ipuçları elde etmek mümkün olur. Önemli olan, önceden belirli bir takım sınıflara eserleri zorla dahil etmek değildir, ancak eserdeki incelikleri, sürekli olanları ve farklı yönelmeleri görebilmektir, eserini diğer eserlerden ayıran havayı kendi eserine vermeyi romancının nasıl başardığını görebilmektir."[2]

     Bu girizgâhı yapış sebebimiz; roman isimlendirmesinin güçlüğünü ve sübjektifliğini ortaya koymak ve bizim asıl konumuz olan ütopik romanın sınırlarının tayini noktasında bizi bekleyen kargaşa ve problemleri haber vermektir.

     Ütopya Kelimesi Üzerine

     Ütopya kelimesi bir çok kaynakta hemen hemen aynı şekilde tarif edilir. Ütopya kelimesi TDK'nın sözlüğünde şu şekilde tarif edilir : "Yun. Utopia (XVI. yüzyıl İngiliz yazarı Thomas More'un, ideal toplumun temellerini anlattığı romanın adından) Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce."[3] Bir başka tarif ise şöyledir: "Kelime 16.yüzyıl hümanistlerinden Sir Thomas More'un hayâli bir ülkeyi anlatan eserine verdiği addır. Grekçe'deki eutopia (iyi ve güzel yer) ile outopia (hiçbir yer) anlamına gelen kelimelerle yapılan bir kelime oyunudur. Ütopya kelimesi zamanla ideal ama yeryüzünde bulunmayan bir hayat tarzı, bir ülke veya yeri anlatan eserler için kullanılmaya başlandı."[4] Meydan Larousse'ta ütopya kelimesi "(Thomas More ‘un Yunanca'da u; hayır, yok ve topos; yer'den yaptığı ütopia kelimesinden) ideal bir yönetim biçiminin hayâlî kavramı. Gerçekleşmesi imkânsız tasarı; hayalî kavram."[5] olarak tanımlanmıştır. Görüleceği üzere ütopya kelimesi Thomas More'un eserine isim yaptığı bir kelimeden kavramlaşmış ve günümüze kadar gelmiştir. Gelişim Hachette'te İngiliz hümanisti olarak tanımlanan Thomas More'un eseri hakkında şu dikkate değer değerlendirme yapılır: "Yapıt yayımlandığı dönemde öylesine büyük bir başarı elde etti ki, adı bile bir edebiyat türünü belirtmeye başladı."[6]

     Bir Ütopik Roman Var mıdır?

     Ütopya kelimesinin manasını bir çok kaynakta bulmak mümkün iken "Ütopik Roman" adına rastlanmamaktadır. Bütün roman tasniflerinde böyle bir roman türüne yer verilmemiştir. Bu aklımıza hemen "acaba bir ütopik roman var mıdır?" sorusunu getiriyor.

     Ütopik romanların bu zamana kadar roman sınıflandırmalarına dahil edilmeyişinin sebebini belki de bu tür eserlerin roman olarak nitelendirilmemesinde arayabiliriz. Nitekim Murat Belge Edebiyât Üstüne Yazılar isimli eserinde ütopik eserleri -romanları- nereye yerleştirmemiz ve ne olarak adlandırmamız gerektiği konusunda şüpheci bir tavır takınmakta ve şöyle demektedir: "(...) Swift'in eseri gibi bunlara da roman demek güç belki, ama, başka ne diyeceğiz? Örneğin Orwell'in kitaplarına, Hayvan Çiftliği'ne, 1984'e? Ya da Huxley'nin anti-ütopyalarına?"[7] Burada önemli bir problem ortaya çıkıyor. Ütopik eserlerin bir roman olarak kabul edilip edilmemesi. Bu türde ilk eserlere bakıldığı zaman yapı olarak bu eserlerin roman formundan epeyce uzak bir surette meydana getirilmiş oldukları görülür. Bu da ister istemez böyle bir roman türünün varlığı konusunda şüpheler hâsıl ediyor. Thomas More ‘un Ütopia'sına, Campanella'ın Güneş Ülkesi'ne "ütopik eser", bununla beraber George Orwell'in 1984'üne, Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sına da "ütopik roman" diyebiliriz. Çünkü romanın gerektirdiği unsurları birincileri taşımaz ya da çok iptidâi bir şekilde yansıtır, fakat ikincileri roman tekniği bakımından bir çok unsuru kendi yapılarında bulundururlar.

     Bir Tarif Denemesi

    Bağımsız ve özgün bir kategoride değerlendirilmeyen ütopik roman, bilim-kurgu ve fantastik romanlarla karıştırılmaktadır ya da bu isimlerini zikrettiğimiz romanların bir alt başlığı olarak değerlendirilmektedir. Zühtü Bayar bilim-kurgu eserlerini tasnif ederken ütopik eserleri, bilim-kurgu eserlerinin bir alt başlığı ve onları besleyen eserler olarak değerlendirmektedir. [8] Zühtü Bayar'ın makalesinden çıkarttığımız tanım şöyledir:

     "Ütopik edebiyât eserleri geniş bir imge gücü ve fantastik çerçeve içinde spekülatif düşüncelerin önerildiği eserlerdir."[9] Bu tanım geliştirilmeye ve genişletilmeye müsaittir. Ütopik eserler, başlangıçta mevcut düzenin aksayan yanlarını tespit edip bozulan yapıyı iyileştirmeye ve yenileştirmeye çalışmışlardır. Tekliflerini ve tenkitlerini devrin yapısına göre alenen söylemekten kaçınarak, tasavvur ettikleri muhayyel bir adada yaşanan olaylarmış gibi yansıtmışlardır. Bu adayı da bir yeryüzü cenneti şeklinde biçimlendirmişlerdir. Zamanla sosyal yapının değişmesiyle alakalı olarak ütopyalar artık bir ada tasavvurundan uzaklaşarak, geleceği tahmin etme, gelecekle ilgili yorumlar yapma mahiyetine dönüşmüştür. Batı'da toplumsal, iktisâdi ve manevi bunalımların ortaya çıktığı dönemlerde önem kazanan ütopyalar, mevcut düzeni değiştirmeye ve sistemin aksayan yanlarını bir hayal çeşnisi içinde tasavvur ederek iyileştirmeye çalışmak gibi insanın tabiatında bulunan "hep daha iyiye, hep daha güzeline" sloganını gerçekleştirmeye yönelik vücuda getirilmiş eserlerdir.

     Birkaç kaynakta Ütopik eserlerin iki şekilde tasnif edildiği görülür. Birincisi bildik manada ütopik eserler, ikincisi ise Anti-ütopya (Dystopia) olarak adlandırılan eserlerdir. Anti-ütopyaya örnek olarak George Orwell'in 1984, Hayvan Çiftliği ; Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya ve Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in Bizler'i gösterilmektedir. Bu eserleri bildik ütopyalardan ayıran özellik olarak da okuyucuya ideal bir dünyadan çok, felaketin kapıda olduğu düşüncesini vermeyi amaçladıkları gösterilir. [10] Bu isimlendirmenin, ütopya ve anti-ütopya olarak değil de "Olumlu Ütopya" (yani hayata iyimser olarak bakan ve gelecekten iyi ve güzel şeyler bekleyen eserler) ve "Olumsuz Ütopya" (yani hayata kötümser olarak bakan ve geleceğin felâketler yumağından başka bir şey olamayacağını vurgulayan eserler) olarak yapılmasının daha doğru olacağı kanaâtindeyiz. Günümüz ütopik eserleri büyük bir çoklukla olumsuz ütopya dediğimiz türde verilmektedir."Artık bilinmeyen adalar pek kalmadığından, bir adada değil de gelecek zaman içinde yer alan ütopyaların yazılmasına sebebiyet vermiştir". Gelecekle ilgili pek de iç açıcı gelişmelerin olmaması yazarları geleceği felaketler yumağı olarak görmelerini sağlamıştır.

     Bu eserlerde bulunan imge gücü, fantastik çerçeve ve spekülatif düşünce gibi özellikler ister istemez ütopik eserlerin fantastik ve bilim-kurgu eserleriyle karıştırılmasına sebep oluyor. Bu eserlerin bir alternatif düzen, sistem önermeleri onları fantastik ve bilim-kurgu eserlerinden ayırt eden en önemli tarafıdır.

     Bilim-kurgu eserlerini tasnif denemesi Zühtü Bayar tarafından şu şekilde yapılır. [11] Zühtü Bayar öncelikle bilim-kurgu edebiyatını iki ana gruba ayırır: 1- Bilimsel B.K. 2-Fantastik B.K.

     Bilimsel bilim-kurgu eserlerinde, sanatçıların yapıtlarında ileri sürdükleri aksiyomlara uygun bir yolda, geniş bilimsel tabanlı, mantıksal açıklamalar yaparak, okuru ikna etme çabası gösterdiklerini ifade eder ve örnek olarak da türünün klasiği olan Jules Verne'den başlamak üzere İsaack Asimov'u ve Türk edebiyatında da Müfit Özdeş'i gösterir. Bilimsel bilim-kurgu eserlerini de beş alt gruba ayırır: a-Uzay serüvenleri, b- Saltık B.K., c- Sibernetik B.K., d- Ruhbilimsel B.K., e- Toplumsal-Politik B.K. Sibernetik B.K. eserlerini de kendi arasında üçe ayırır: b1- Cyberpunk B.K., b2- Anarcho-Cyberpunk B.K., b3- Cyber-Space B.K. sınıflandırma bu alt dallarla bitmiyor, Ruhbilimsel B.K. da kendi içinde iki alt dala ayrılıyor: d1- Ruhbilimsel B.K., d2- Ruhbilimselötesi B.K.

     Fantastik B.K. eserlerinde ise, sanatçıların aksiyomlarına bilimsel ve mantıkî kanıtlar getirmekten çok, fantastik bir atmosfer, bir hava yaratarak okuru düşler dünyasına itekleyebilmek çabası gösterdiklerini ifade eder. Fantastik B.K. eserlerinin özellikleri bakımından ütopik eserlere alabildiğine yaklaştığını söyler.

     Zühtü Bayar ayrıca bu tasnif denemesinde B.K. eserlerini besleyen yan kaynakları da sıralar. Bunlar şu şekildedir: 1- Mitoloji, 2- Ütopik edebiyât yapıtları, 3- Fütüroloji, 4- Fantastik gerçekçilik, 5- Parapsikoloji.

 

Ütopik Roman ve Bir Ütopya: 1984

 

     Yukarıda detaylı bir şekilde verdiğimiz bilim-kurgu romanlarının tasnifinden anlaşılacağı üzere ütopik roman bilim-kurgu eserlerini besleyen kaynaklardan biri olarak gösterilmektedir. Ütopik roman ile sık sık karıştırılan fantastik roman hakkında ise Berna Moran'ın Türk Romanında Fantastiğin Serüveni isimli bir makalesinden bahsedebiliriz.[12] Berna Moran sözü edilen bu makalesinde fantastiği "gerçekliğin mekân, zaman, karakter kavramlarını, canlı cansız ayrımını tanımayan ve bildik dünyamızın ötesinde alternatif bir dünyayı işin içine katan, anlatılanların tümüne verilen bir ad" olarak tarif eder. Fantastik romanları tasnif ederken Todorov'un Introduction a la littérature fantastique isimli eserinden hareket etmiş fakat tasnifi yerli özelliklerle zenginleştirerek farklı ve yeni bir tasnif ortaya koymuştur. Bu tasnifte fantastiği 1- Belirsiz fantezi, 2- Olağandışı, 3-Garip olmak üzere üç alt başlık altında değerlendirir.

     Bütün bu tanımları ve tasnifleri veriş sebebimiz birbirine karıştırılan türleri daha net görebilmek, sınırlarını daha doğru çizebilmek içindir. Tür olarak ütopik roman, bilim-kurgu ve fantastik romandan daha eskidir. Gerçi fantastik, sözlü gelenekten başlamak üzere daha uzun bir geçmişe sahiptir ama bir roman türü olarak yenidir. Bilim-kurgu romanlar ise henüz yeni yeşermiş bir türdür. Teknolojiyi ham madde olarak kullanmaktadır.

     Mina Urgan'ın kitabında[13] isimleri verilen dünya edebiyatında belli başlı ütopik eserlerşunlardır:

Thomes More, Ütopia,

Francis Bacon, Yeni Atlantis,

Samuel Hartlip, A Description of the Famous Kingdom of Macaria,

James Harrington, The Commonwealth of Oceana,

Tommasa Campanella, Güneş Ülkesi,

William Morris, News from Nowhere (Hiçbir Yerden Haberler),

Thomas Spence, Description of Spensonia (Spensonia'nın Betimi) ve The Constitution of Spensonia (Spensonia'nın Anayasası),

Etienne Cabet, Un Voyage en Icarie (Icarie'ye Bir Yolculuk),

Edward Bellamy, Looking Backward or 2000-1887 (Geriye Bakmak ya da 2000-1887) ,

George Orwell, 1984,

George Orwell, Hayvan Çiftliği,

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya,

Aldous Huxley, Maymun ve Öz,

Aldous Huxley, İsland (Ada),

Jack London, Iron Heel (Demir Ökçe)

     Bir Ütopya Örneği ve George Orwell'in "1984"ü

     George Orwell'in 1984 [14] isimli eseri Anti-ütopyaya örnek olarak gösterilen eserlerdendir. Bu eser 1949 yılında yayınlanır. George Orwell, hayatının sonlarına doğru yayınladığı bu eseriyle şöhretini pekiştirir ve bunun yanında büyük eleştiriler de alır.

     Yazar romanında yaşadığı dönemden 39 yıl sonrasını tahayyül etmiş ve nasıl bir dünyada, ne şekilde yaşanacağına dâir fikirlerini bir öngörü olarak eserine yansıtmıştır.

     Romanımızın kahramanı Winston Smith, 4 Nisan 1984 günü, çalıştığı iş yerinden (Gerçek Bakanlığı) izin alarak evine gelir. Evinde hatıralarını kaydetmek arzusunu duyar. 1984 yılında bu çok tehlikeli bir davranıştır. Bunun farkında olarak ve üstelik korkarak daha önce Bay Charrington'un eskici dükkânında aldığı not defterine bu hatıralarını yazmaya başlar. W. Smith'i korkutan şey, her yere yerleştirilmiş ve insanları tüm gün denetleme amacına yönelik kurulmuş telescreen'a yakalanmak ve buharlaştırılmaktır. Telescreen denilen bu ekran W. Smith'in evinin sadece bir yerinde işlevini yerine getirememektedir. Smith'de bu köşeye çekilir ve hatıralarını yazmaya başlar.

     W. Smith Londra'da yaşamaktadır. Londra Okyanusya'nın en kalabalık eyaletlerinden üçüncüsüdür ve Bir Numaralı Uçuş Pisti'nin başkentidir (s. 3). Yaşadığı ülke de İNGSOS(İngiliz Sosyalizmi)'a bağlı bir polis devletidir. Ve Koca Ağabey tarafından yönetilmektedir. Bu Koca Ağabey'i gören ve tanıyan yoktur. O esrarengiz bir kahramandır. Onun kudreti Sevgi Bakanlığı'nın işkence odalarında vatana ihanet edenlere ispatlanır.

     W. Smith Gerçek Bakanlığı'nda düzeltmen olarak çalışmaktadır. Vazifesi geçmişe ait Times gazetelerindeki haber ve yazıları gününe göre ve istenilen şekilde yeniden tashih etmek ve değiştirmektir. Aynı zamanda Yeni Dil'in sözlüğünü hazırlamakla da meşguldür.

     W. Smith hatıra defterine o günün yani 1945'in meşgalelerini yazarak başlar. İleri ki satırlarda ise o zaman için vatana ihanetle bir tutulan ve yok edilmesini sağlayacak şu sözü yazar: "Kahrolsun Koca Ağabey." Bu sözün getireceği felaket şu şekilde ifade edilir: "Korku ile kıvranmaktan kendini alamadı. Bula bula o sözleri yazmak, muhtıra tutmaya kalkışmaktan daha tehlikeli değildi. Öyle ise bu his manasızdı... "Kahrolsun Koca Ağabey" diye yazsa da yazmaktan kaçınsa da, bir kapıya çıkardı. Muhtıraya ha devam etmiş, ha etmemiş, farkı yoktu. Düşünce Polisi onu öyle de yakalayacaktı, böyle de. Bütün öteki suçları içine alan ana suçu işlemişti -kağıdı kaleme hiç dokundurmasa da işlemiş olacaktı. Adına düşünce suçu diyorlardı. Düşünce suçu temelli gizlenebilecek şey değildi. Bir müddet , hatta yıllarca, atlatıp kurtulmayı başarabilirdiniz. Ama, er geç yakalayacakları muhakkaktı.

     Hep geceleyin -hiç şaşmaksızın geceleyin oluyordu tevkifler. Uykudan ansızın sıçrayış; omzunuzu sarsan nobran el;gözlerinizin içine sokulan kamaştırıcı ışıklar; yatağı halkalama olmuyor; tevkife dâir bilgi verilmiyordu. Hep geceleyin, insanlar düpedüz ortadan kayboluyordu. Adınız kütüklerden çıkarılıyor, oldum bittim bütün yaptıklarınızın her kaydı siliniyor, bir vakit ki varlığınız inkâr ediliyor, sonra da unutuluyordu. Ortadan kalkıyor, yok oluyor, beylik tabirle, uçup gidiyordunuz." (s. 19)

     W. Smith, Gerçek Bakanlığı'nda çalıştığı günlerden birinde yine İki Dakikalık Nefret'e katılır. Bu İki Dakikalık Nefret, partinin ve halkın efsânevî düşmanı, bütün askerî, siyâsî ve ekonomik başarısızlıkların müsebbibi olan Emmanuel Goldstein'in telescreen'lara yansıyan suretine nefret ve kinin gösterilmesi gereken bir vazife anıdır. Bu her gün, iki dakika olmak üzere herkesin katılmak zorunda kaldığı bir vazifedir. Herkes günde iki dakika ekrana yansıyan surete nefretini ve kinini haykırır. W. Smith de katıldığı bu İki Dakikalık Nefret vazifelerinin birinde Julia adında bir kız ile karşılaşır. Bu kız halk için ucuz romanlar çıkaran makineleri tamir eden bir işçidir. W. Smith, Julia ile artık bir çok yerde karşılaşmaya başlar. Bu karşılaşmalar W. Smith'i çeşitli şüphelenmelere sevk eder. Julia'yı Düşünce Polisi'nin adamı zanneder. İlk önce ondan nefret eder hatta rast getirip bir yerde öldürmeyi bile düşünür. Julia ile yine bir gün yolda karşılaşır. Bu karşılaşmada Julia tökesir ve W. Smith'in önüne düşer. Düştüğü an W. Smith'e bir not bırakır. W. Smith daha sonra bu notu okuduğu zaman görür ki kağıtta "Seni Seviyorum" yazmaktadır. Bu kıvılcım daha sonra ikisi arasında büyük bir aşkı başlatır. Julia ile şehir dışında telescreen'ların ve hafiyelerin uzağında yerlerde buluşmaya başlarlar. Bir süre sonra da Bay Charrington'un dükkânı üzerinde bulunan bir odayı kiralar ve artık Julia ile burada buluşmaya başlarlar.

     Bay Charrington'un dükkânı parti üyeleri için yasaklanmış alt tabakaya ait bir yerdir. W. Smith kendisine tarih kitaplarında anlatılan şekliyle gördüğü şekilleri mukayese eder ve bu alt tabakaya ait yerlerin anlatıldığı gibi bir yer olamadığı kanaatine varır. Üstelik bu dükkânda telescreen yoktur.

     Julia ile buluşmaları devam bu dükkânın üstünde kiraladığı odada devam eder. Burada kendileri gibi, bulundukları sisteme karşı çıkan ve birlikte mücadele edecekleri kişileri düşünürler. W. Smith, yüzünde partiden nefret eden bir ifade sezdiği O'Brien'ı hatırlar ve gidip onunla konuşmayı düşünür. W. Smith ve Julia birlikte O'Brien'ın çok şaşalı ve gösterişli evine bu konuyu konuşmak için giderler. İç Parti'ye mensup bu kişiye bütün plânlarını anlatırlar ve birlikte hareket etmek istediklerini anlatırlar. O'Brien, W. Smith'e okuması için Emmanuel Goldstein'in sistem karşıtı yazdığı kitabını verir.

     Bay Charrington'dan kiraladıkları odada Julia ile birlikte Goldstein'in kitabını okumaktadırlar. Tam bu sırada duvardan bir ses gelir. Bu ses telescreen'dan gelmektedir ve W. Smith'in ve Julia'nın tevkif edildiklerini ilan etmektedir. O an anlarlar ki odada gizli bir telescreen vardır ve Bay Charrington da Düşünce Polisinin bir adamıdır. Düşünce Polisleri gelir ve ikisini yakalayarak götürürler. W. Smith Sevgi Bakanlığı'nda çok kötü bir mahzene kapatılır. Bu mahzende uzunca bir süre sorgulanır ve işkence görür. Burada akla hayale gelmedik suçları da kabul eder. Çünkü gördüğü işkence ona ancak bunları söyletmektedir. W. Smith her türlü işkence karşısında bir tek şey sarılmıştır, o da Julia'ya duyduğu aşktır. Nihayet Julia'ya duyduğu aşkı da itiraf eder ve bu itirafından sonra serbest bırakılır. W. Smith artık eskisi gibi değildir. Herkes ondan nefret eder, artık o yalnızdır. Bütün zamanını bir kahvehanede zafer içkisi içerek geçirir. Julia'yı düşünmektedir ve onun akıbetini merak etmektedir. Bir gün kendisinden pek farklı bir şekle girmemiş Julia'yı görür. İki aşık birbirlerine yaptıkları ihanetleri itiraf ederek ayrılırlar.

     Roman, baskıcı bir sistemin, ferdi nasıl yok ettiğini, onu nasıl harcadığını gösteren ilginç bir sahneyle biter. W. Smith dejenere olmuştur. Beyni yıkanmıştır. Önceleri inanmadığı şeylere büyük sadakatle inanmaktadır. Koca Ağabey'i ölümüne sevmektedir.

     Vak'a kuruluşunu kısaca verdiğimiz bu eser bir çok bakımdan ilgi çekici kehanetlerde bulunmuştur. Bugün baktığımız dünyada G.Orwell'i haklı çıkaran bir çok gelişme cereyân etmiştir. G.Orwell, gelecekte diktatörlerin ve baskıcı sistemlerin ferdin hayatını nasıl karartabileceğini ve teknolojinin insanlığın yararına değil de zararına kullanılırsa nasıl yok edici bir güç olacağını bundan yıllar önce kaleme aldığı 1984 isimli eseriyle hem haber vermiş hem de bizi bir anlamda ikaz etmiştir.

     1984'te yer alan şahısları şöyle sıralayabiliriz:

     Winston Smith : Okyanusya'nın Gerçek Bakanlığı'nda Times gazetelerinin geçmiş sayılarını günün ve partinin direktifleri doğrultusunda tashih eden, yeniden yazan bir memurdur. 39 yaşında vasat zekâlı, küçük bir memurdur.

     Julia : 26 yaşında, Roman Edebiyatı Dairesi'nde halk için romanlar basan makinelerin bakımıyla görevli memur. Asi, güzel ve zeki bir kızdır.

     O'Brien : İç Parti üyesi, partinin yüksek kademelerinde görevli, çirkin ve zeki bir tip.

     Bay Charrington : Alt tabakadan görünen fakat Düşünce Polisi'nin adamı. Londra'nın arka mahallelerinin birinde bir antika dükkânının sahibi.

     Koca Ağabey : Yanılmak bilmez, her şeye kâdir, her başarılı işin, her hayırlı işin, her zaferin, her ilmî keşfin, bütün bilginin, bütün hikmetin, bütün mutluluğun, bütün faziletin önderi ve mutlak ölmeyeceği düşünülen Okyanusya'nın devlet başkanı. (s. 217)

     Emmanuel Goldstein : Hain, dönek, Koca Ağabey'in en yakın dostu iken onunla anlaşamayarak daha sonra Okyanusya'yı yıkmak için ihtilaller düzenleyen, bütün kötülüklerin, bütün başarısızlıkların müsebbibi olan, varlığı ve yokluğu tam bilinemeyen birisi.(s. 11-12)

     Katharine : Winston'un karısı. Partinin sadık bir ferdi. Hayatını partinin umdeleri doğrultusunda yönlendiren bir kadın.

     1984'te mekân, pek çeşitli değildir. Okyanusya ana mekandır. Okyanusya bir vatandır ve içerisinde çeşitli metropolleri barındırır. Bu açık mekanlara, romanda isimleri zikredilen Afrika, Doğuasya, Avrasya gibi yerleri de ilâve edebiliriz. İç-kapalı mekan olarak ise Gerçek Bakanlığı, Sevgi Bakanlığı ve mahzeni, Bay Charrington'un antika dükkanı ve kiralanan oda, Winston'un odası ve O'Brien'ın odası sayılabilir.

     Romanda zaman Winston'un hatıra defterini alıp hatıralarını yazmaya başladığı 4 Nisan 1984'ten başlar ve bir yıllık bir süreyi içine alır. Yer yer geçmişe dönülerek bazı zaman dilimleri hatırlanır. Bu zaman dilimlerini; Winston'un çocukluk yıllarını hatırlaması, çeşitli Times gazetelerinin zamanlarının değiştirilmesi ve geçmişi halle mukayese için kullanılan zaman dilimleri olarak sıralayabiliriz.

     1984 anti-ütopya olarak kaleme alınmış bir eserdir. Yazar eserinde Sosyalist ve Faşist sistemlerin ferdi nasıl yok ettiğini ve teknolojinin kötü amaçlar için kullanılırsa nasıl felaketlere sebep olacağını vermeye çalışmıştır. Bununla beraber yazar gelecekten ümitli değildir, geleceğin zannedildiği gibi güllük gülistanlık değil kâbuslarla dolu olabileceğini düşünmektedir.

     G.Orwell'in tahayyül ettiği dünyada ferdi irade ortadan kaldırılmak istenmektedir. İnsanlar inanmadıkları, benimsemedikleri hatta akıllarıyla doğru olmadığına inandıkları yalanlara, propagandalara inanmak zorunda bırakılırlar. Öyle bir dünyadır ki "Savaş Barıştır; Hürlük köleliktir; Cahillik Kuvvettir". İnsanlar, 1984 yılında helikopterin Koca Ağabey tarafından icat edildiğine, 2+2 = 5 ettiğine inanmaya zorlanırlar. Geçmişte hiçbir şey yoktur, önemli olan hâldir. Sırf Koca Ağabeyi haklı çıkarmak için önceden yapılan plânlar o gün ki doğrularla yer değiştirilir. İnsanlar, İkilidüşün'e zorlanırlar. Yani akıllarıyla doğruları görseler bile gözleriyle ve davranışlarıyla yanlışı kabul etmek ve yaşamak zorundadırlar.

     1984 yılında Sosyalist ve Nazist sistemlerin nasıl ferdi iradeyi yok ederek yerine kolektivist düşünme mantığını ve diktatörlüğü ikâme edeceğini göstermeye çalışır. Halk adına düşünülen fakat hep halkı ezmeye dayanan sistemler kendi sınıflarını ortaya çıkarır ve nimetler onların inisiyatifindedir ve onların lütfuyla paylaştırılır. İnsanların eşitliği adına çıkan sistem insanlar arası eşitsizliği körükleyen ve yönetici sınıfı daha da yücelten ve yükselten bir yapıya bürünür. Şahsi mülkiyetin ortadan kaldırılıp bütün her şeyin devletin olduğu bir sistem ancak "pınarın başındakileri kandırmaktadır."

     Sadece diktatörlerin yönettiği devletlerde değil ferdin kendi haklarının ve iradesinin peşinde koşmak yerine bu inisiyatifi başkalarına devrettiği her yerde benzer irade dışı uygulamalar görülebilir.

 

     KAYNAKÇA

¨ Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İletişim yay. , 2. b., İstanbul 1994, s. 59 -74.

¨ Francis Bacon, Yeni Atlantis, (çevr.: Hamit Dereli), MEB yay., 3. b., İstanbul 1990, 62 S.

¨ Gelişim Hachette, İst. 1993, C. 12.s. 4296.

¨ George Orwell, Bindokuzyüzseksendört, (çevr. Haldun Derin), K.T.B. yay. , Ankara 1985, 328 S.

¨ George Orwell, Hayvan Çiftliği, (çev.: Halide Edip Adıvar), MEB yay., 2.b., İstanbul 1990, 136 S.

¨ Hasan Boynukara, Modern Eleştiri Terimleri, Boğaziçi yay., İstanbul 1997.

¨ İnci Enginün, "Roman", Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh yay. , C. 7, s. 340-345.

¨ Meydan Lorousse, Sabah yayınları, Cilt: 20.

¨ Mina Urgan, Edebiyâtta Ütopya Kavramı ve Thomas More, Adam yay., İstanbul 1984, 116 S.

¨ Murat Belge, Edebiyât Üstüne Yazılar, İletişim yay. 2.b., İstanbul 1998.

¨ Roland Bourneur, Réal Quellet, Roman İncelemesi ve Dünyası, (çevr.: Hüseyin Gümüş), K.B. yay., Ankara 1989.

¨ Thomas More, Ütopia, Cem yay., İstanbul 1997.

¨ Tommasa Campanella, Güneş Ülkesi, Sosyal yay., İstanbul 1996.

¨ Türkçe Sözlük, TDK yay. , Ankara 1988. s. 1542.

¨ Zühtü Bayar, "Bilim-Kurgu Edebiyatı Konusunda Bir Sınıflandırma Denemesi", Matbuat, Mayıs 1995, S. 13, s. 20 ve Temmuz-Ağustos 1995, S. 14-15, s. 38.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] İnci Enginün, "Roman", Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh yay. , C. 7, s. 340-345.

[2] Roland Bourneur, Réal Quellet, Roman İncelemesi ve Dünyası, (çevr.: Hüseyin Gümüş), K.B. yay., Ankara 1989, s. 24-25.

[3] Türkçe Sözlük, TDK yay., Ankara 1988. s. 1542.

[4] Hasan Boynukara, Modern Eleştiri Terimleri, Boğaziçi yay., İstanbul 1997, s. 242-243.

[5] Meydan Lorousse, Sabah yayınları, Cilt: 20.

[6] Gelişim Hachette, İst. 1993, C. 12.s. 4296.

[7] Murat Belge, Edebiyât Üstüne Yazılar, İletişim yay. 2.b., İstanbul 1998, s. 61-62 v.d.

[8] Zühtü Bayar, "Bilim-Kurgu Edebiyatı Konusunda Bir Sınıflandırma Denemesi", Matbuat, Mayıs 1995, S. 13, s. 20 ve Temmuz-Ağustos 1995, S. 14-15, s. 38.

[9] Zühtü Bayar, agy, s. 20.

[10] Hasan Boynukara, age, s. 243.

[11]Zühtü Bayar, agy, s. 20.

[12] Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış-III, İletişim yay., İstanbul 1994, s. 59-74.

[13] Mina Urgan, age, s. 85-98.

[14] George Orwell, Bindokuzyüzseksendört, (çevr. Haldun Derin), K.T.B. yay. , Ankara 1985, 328 S. (Metin içinde yapılan alıntılar bu baskıya aittir ve yapılan alıntıların sayfa numaraları parantez içinde verilecektir. O.K. )

Benzer Yazılar

Yorumlar

Yorum Yazın

Yorum yazarken Türkçe imla kurallarına uyarsanız sevinirim.


Arama
Beni yukari isinla