Gri Şehir Günlüğü-Bir

   O, buraya, bu şehre gelirken yanında, aklında, içinde hiçbir şey getirmedi. Sadece bir cehennemden kurtulmak için kaçılırken yanına ne alınırsa onu aldı. İçinde, aklında taşınabilecek ne varsa sadece onlar vardı. Perişandı. Yaşadıklarından öğrendiği çok şey oldu. Belki de yaşamanın en kıldan ince kılıçtan keskin yollarını öğrendi, tecrübe etti. Cehennemden kurtuluşun o kadar kolay olmadığı da öğrendikleri arasındaydı. Belki de ilk sırada.

   Sade bir hayat olsun istedi. Kimseye ilişmeden yaşayıp gidebileceği günleri olsun istedi. Bazen bir selam bile ağır gelsin, kimseye dokunmadan sıyrılıp geçebilsin kalabalıklar içinden. Bir bakış bile fazladan hayata katılmak için bir girişimdi onun için. Kimse ile gözgöze gelmesin, insanların ne düşündüklerini öğrenmesin, her ne ise yaşadıkları ondan uzakta çok uzakta olsun istiyordu. Yanlışlıkla biri omuz atmasın, ayağına basan olmasın, hiçbir işportacının sesi taciz etmesin istiyordu. Öylece yürümek, yürümek, yürümek istiyordu. Ne zaman yorgunluk ayak bileklerinden dizlerine doğru tırmanırsa o zaman üç-beş dakika soluklanacak kadar bir yerde durabilirdi. Dönmeye devam eden dünya o da dinlenebilirdi. Hem bir lahza olsun kendi nefesini dinleyebilirdi. Kafasında dönüp duran ve her defasında olduğu gibi herhangi bir çözüm ile yolları kesişmemiş düşünceleri de soluklanabilirdi. Durdu. İşte nefesinin sesini duydu. Dünya da durdu. Kafasındaki düşünceler de durdu. Gözlerini kapadı. Aydınlığın şiddeti göz kapaklarının dışında kaldı. Sadece nefesini işitiyordu. Yaşıyordu işte. Peki niye, kim için? Ne anlamı vardı, bu kaçışın? Nereye kadar sürebilirdi. İlk yorgunluk belirtisinde ya da açlık zilleri çalmaya başlayınca bütün meydan okumalar kağıttan kaleler gibi yıkılmayacak mıydı? Sonra yine insan olarak karışmayacak mıydı şu gürültülü kalabalığa. Sonra yine tekrarlanmış yenilgilerden biri ile başbaşa kalacaktı. Sonra yine…

Benzer Yazılar

Yorumlar

Yorum Yazın

Yorum yazarken Türkçe imla kurallarına uyarsanız sevinirim.


Arama
Beni yukari isinla